Turizme Yön Veren Kadınlar – Pelin Tuna

İstanbul Kültür Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Program Başkanı Öğretim Görevlisi Pelin Tuna, sektöre ara elaman yerine “Aranılan Eleman” yetiştiriyoruz dedi ve Covid-19 sürecinde turizm sektörünü
değerlendirdi.

Pelin Tuna

Pelin Tuna kimdir? Bize kendinizden bahsedebilir misiniz? 

1987 yılında İstanbul’da doğdum. Orta öğretim sonrasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik lisans eğitimi ardından Turizm ve Otel İşletmeciliği yüksek lisans programından mezun oldum. Şuanda Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümü, Üretim Yönetimi ve Pazarlama anabilim dalında doktora eğitimime devam etmekteyim.

2006 yılından bu yana çeşitli otel ve eğitim kurumlarında görevler aldım. 2016 yılında Bahçeşehir Üniversitesi, 2017 yılı ve sonrasında da İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak Turizm ve Otel İşletmeciliği program başkanlığı görevimin yanı sıra yönetim kurulu üyeliği ve müdür yardımcılığı görevlerinde bulundum.

Altmış yıllık köklü bir geçmiş ve birikime sahip Kültür Eğitim Kurumlarının eğitime bakış açısını bizimle paylaşır mısınız?

Eğitimi diğer meslek gruplarından ayıran en önemli özellik, maddi kaygıların çok uzağında hedef kitleye faydalı olma amacı taşımasıdır. Bu da, mesleği icra eden kişi ve kuruluşlarda başarı kriterinin ilk adımıdır. Kültür Eğitim Kurumları yarım asrı aşkın süredir okul öncesinden yükseköğretime kadar uzanan geniş bir yelpazede, sadece eğitimin içinde yer almış bir kuruluştur. Uzun yıllar değişen çevresel koşullardan etkilenmeden yoluna devam etmesinde, kendi belirlediği ilkeleri bir anayasa şeklinde uygulamasının önemi büyüktür. “Kültür Anayasası”, bu başarı öyküsünün başlangıç noktasıdır.

Kültür Üniversitesi
Turizm ve Otel İşletmeciliği

Başarılı olmanın zor, ancak bu başarıyı sürdürebilmenin daha da zor olacağını bilen kadrolarla yola çıkan Kültür Eğitim Kurumları, zaman içerisinde yeniliklere ayak uydurabilmiş ve birçok alanda ilklerin öncülüğünü kendine misyon edinmiştir. 1997 yılında kurulmalarına izin verilen vakıf üniversitelerinde ilkler arasında yer almasının yanı sıra, daha ilk kuruluş yılında iki ayrı Meslek Yüksekokulu birden kurarak mesleki eğitime bakış açısını en başta ortaya koymuştur.

İstanbul Kültür Üniversitesi, Turizm ve Otel İşletmeciliği Program Başkanı olarak nasıl bir eğitim modeli benimsiyorsunuz?

2017 yılında program başkanlığı görevini üstlendikten sonra, Turizm ve Otel İşletmeciliği programını klasik kalıpların dışına taşıdık. Bizim için önemli olan 2 nokta vardı. Sektörün ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılayabilmek ve öğrencilerimize maksimum fayda sağlamak. Bu bağlamda ülkemiz ve dünyadaki trendi de güncel olarak takip ederek programın eğitim planını yeniden yapılandırdık. Ders planlarımızda uygulamalı derslere ağırlık vererek bu dersleri yerinde eğitim yapılacak şekilde yeniden organize ettik. Kayıtlı her öğrencimize mentor ataması yaparak, öğrencilerimizin mesleki tüm sorunları ile birebir ilgilenilmesini sağladık. Kadromuzdaki güçlü akademik personelin yanı sıra, sektörün önde gelen üst düzey yöneticilerinden oluşan öğretim elemanlarımız ile öğrencilerimizin bilgi ve becerilerini en üst düzeye çıkarmayı hedefledik. Güçlü sektörel işbirliği ağımız sayesinde öğrencilerimize %100 iş garantisi imkanı getirdik. Öğrenci memnuniyetini programımız açısından en üst düzeylere çektik. Yaklaşık üç yıldır kontenjanlarımızın tam doluluğunu sağladık. Bugün mezun öğrencilerimiz, sektörün seçkin otel ve diğer kuruluşları tarafından mercek altına alınıp tercih edilir durumdadır. Öğrencilerimizi ara elaman yerine “aranılan eleman” olarak görmek, bizi fazlasıyla sevindiriyor.

Turizm ve Otel İşletmeciliği programı olarak uzaktan eğitim sürecini nasıl yönetiyorsunuz?

Öncelikle, Meslek Yüksekokulu olarak uzun yıllar derslerimizin %30’a yakın kısmını uzaktan eğitim sistemi ile verebiliyorduk. Böyle bir süreçte zorunlu bir şekilde tamamen uzaktan eğitime geçmek bizim için çok zor olmadı. Farklı sektörlere hitap eden programlarımızın bir arada aynı hedefe yönelmeleri, aralarındaki yardımlaşma ve destek bu zorlu süreci daha da kolaylaştırdı.

Turizm ve Otel İşletmeciliği programı olarak ise, dünyada bir anda değişen yaşam koşullarına adaptasyon sürecini çok hızlı bir şekilde aşarak öğrencimizin bu zorlu dönemi en az kayıpla atlatmasını amaçladık.   Bu konuda kuşkusuz İstanbul Kültür Üniversitesi’nin kurulu uzaktan eğitim sistemi ile güçlü alt yapısı ve köklü kurum tecrübesi çok hızlı yol almamızı sağladı. Zemin sağlam olunca, binayı inşa etmek zor olmadı.

Her ne kadar kurulu sistem de olsa, pandemi ortamında bu süreci yönetmenin bir o kadar da zorlukları olacaktı. Her şeyden önce bu süreçte öğrencilerimizin sadece eğitim ve kariyer anlamında değil, psikolojik desteğe de ihtiyacı vardı. Bu bağlamda öncelikle onları motive ederek yeni oluşan duruma kanalize olmalarını sağladık.

Geceleri düzenli şekilde kahve molası adı altında çeşitli sohbet ve motivasyon toplantıları yaptık.

Turizm ve Otel İşletmeciliği programında 3 yıl önce başlattığımız mentorluk sistemimizi aynen devam ettirdik. 1.5 ay gibi kısa bir sürede, sektörden önemli isimlerin yer aldığı toplam 8 adet e-seminer düzenledik.  Uygulamalı derslerimizi bile bu süreçte uzaktan eğitim sistemi kapsamına alarak sürdürdük ancak yine de eksik kalabilecek noktalar olabileceği düşüncesiyle bunların yaz döneminde telafisini planladık.

Turizm sizce otelcilik mi? Bu konuda her otel-yatak yatırımı yapan kişi turizmci olarak anılabilir mi? Eğer böyle ise farklı bir anlayış getirilebilir mi?

Turizm hiçbir zaman salt otelcilik olarak algılanmamalıdır. Bu çatı altında otelcilik ile beraber hareket eden birçok paydaş bulunmaktadır. Diğer paydaşlar olmadan yalnızca otellerin var olması senaryosunda turizmin yapılabilir olmayacağını düşünüyorum. Bu nedenle turizm insanların yaptıkları seyahatlerde ihtiyaç duydukları tüm paydaşları altında barındıran bir üst şemsiye gibi algılanmalıdır.

Elbette otel olmadan turizm olmayacaktır lakin diğer paydaşlar olmadan da otelin varlığı bir anlam ifade etmemektedir.

Her otel yatırımı yapan kişinin turizmci olarak anılıp anılmayacağı ise; tamamen yatırımcının sahip olduğu mantaliteye bağlıdır. Tüccar mantığı ile yatırım yapmış bir yatırımcı ne kadar çok oteli olursa olsun sadece yatırımcıdır, turizmci olabilmesi için tüm turizm paydaşlarını anlamalı ve ülke turizminin gelişmesi için çaba harcar hale gelmesi gerekmektedir. Ancak bu farkındalığa erişen yatırımcı turizmci olarak anılabilir.

İspanya ve İtalya, Türkiye’nin turizmdeki en önemli rakipleri… Eğer seyahat için uçuşlar serbest bırakılırsa, Covid-19 ile başlayan bu süreçte ülkemiz en çok tercih edilen ülke olabilir mi?

Türkiye’ye kıyasla İspanya ve İtalya’nın Covid-19 salgınından daha çok etkilendiği rakamlarla ortadadır. Bu durum bundan sonra yaşanılacak yeni normal süreçte bizim açımızdan muhakkak ki bir avantaj sağlayacak ancak istatistiki sonuçlar sadece kağıt üzerinde bizi avantajlı göstermeye yarar. Asıl önemli olan bizim bu düzelme sürecinde ne gibi aksiyonlar alacağımız, rakip ülkelere nazaran proaktif bir tavırla yeni taleplere, yeni normal düzene hızlıca ayak uydurup uyduramayacağımızdır.

Burada sorumluluk sadece turizmcilerin değildir! Devlet ve halkın tamamının aynı ortak akılla hareket etmesi gerekmektedir. Turizm sektörü hali hazırda pandemi sonrası için hazırlıklarını yapıyor, lakin dışarıda yangın varken siz evinizi ne kadar güvenli tutsanız da yangın dışarıda söndürülemezse evinizin de yanacağı aşikardır. Bu nedenle ülke olarak Covid-19 sonrası sürecini ciddi bir şekilde ele alıp birlikte ilerlemek zorundayız.

Turizmde yaşanan en büyük sorun sizce nedir? Kaliteli hizmet mi yoksa eğitimli personel mi?

Turizmin en büyük sorunu bence kalifiye personel sıkıntısıdır, zira ülkemizde hizmet kalitesi rakip ülkelerden oldukça ileridedir. İşletmelerin an itibarı ile yaşadıkları en önemli sorun hizmet kalitesinin sürdürülebilirliğidir. Kalifiye eleman bulma noktasında, sadece üniversitelerin iyi eğitim vermesi yeterli olmamaktadır. Turizmin ilgi duyulan cazip bir sektör, cazip bir meslek dalı haline getirilmesi de gerekmektedir. Aksi takdirde eğitimini tamamlayan gençlerin, sektöre girdikten çok kısa bir süre sonra çeşitli sorunlar sebebiyle sektör dışına kaymaları kaçınılmazdır.

 ‘Gelecekte turizm nasıl olacak?’ bakış açınızı çok merak ediyoruz…  Ülkemizde hangi iller daha çok öne çıkabilir ve neden?

‘Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da. Hatta fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız.’ Japonya’nın önemli yazarlarından biri olan Haruki Murakami’nin sözlerinin Covid-19 sonrasını çok güzel anlattığını düşünüyorum.

Yaşanılan bu pandemi süreci sonrasında tatilcilerin alışkanlıklarında kısa süreli de olsa elbette bir değişiklik söz konusu olacaktır.

İçinde bulunduğumuz bu süreçte her an her şey değişebiliyor. Öngörüde bulunmak çok zor! İlk etapta kitlesel turizm hareketleri yerini daha çok bireysel ya da aile grupları ile yapılan turizm hareketlerine bırakacaktır. Hijyen kurallarına uyan, temiz olduklarına inandıkları, kalabalıktan uzak oteller/iller bu anlamda daha çok ilgi çekecektir. Bakir kalmış destinasyonlar, butik oteller, karavan/camping alanları, yayla turizmi ve tekne turizmi gibi yeni tatil tercihleri turistlerde özellikle psikolojik güven ortamı algısı oluşturacağı için daha popüler hale gelecektir.

Röportaj: Byprotokol dergisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla