Değişen beslenme alışkanlıkları üzerine bir komplo teorisi

Petrolden sonraki dünya kontrolü su kaynaklarını kontrol etmek ve nitekim beslenme ihtiyaçlarının kontrolünü ele geçirerek yapılacak en kolay yoldur.

Biz ithal et yerli et kavgasını yaparken dünyanın efendileri dünyanın gelecekteki paylaşılması ile ilgili hesaplarını çoktan yaptıklarını görüyoruz.

Orhan Genceli

Özellikle gelişmekte olan gelişmemiş ülkelerin beslenme alışkanlıklarını değiştirmekle başladılar işe. Başkalarını bırakalım önce kendimize bakalım çok çeşitli ve zengin olan Türk mutfağı ve beslenme alışkanlıkları hızla değişmektedir.

Ben senaryoyu anlatayım size. Kahvaltı kültürümüz yok oldu, Ne yapıyoruz sabah bir poğaça ve çay geçiştiriyoruz, Öğlen bir hamburger ya da sandviçle karnımızı doyuruyoruz, Akşam ise yorgun argın eve gelip halimiz kalmadığı için bir pizzaya güzel karışık bir Pizza siparişi veriyoruz. Gün içinde hafif atıştırmalık kurabiye ya da pastanın yanında güzel bir kahve içiyoruz.

Senaryo tanıdık geldi değil mi size; ben 80 den fazla ülke dolaştım sinema ve AVM kültürleriyle bu alışkanlıklar bu ülkelerin birçoğunda hüküm sürmekte o zaman hazır olun size komplo senaryosunu açıklıyorum;

UN, ŞEKER, YAĞ ayrıca yanında bunları Kahve ve Kakao ile süsleyip, üretimi ve dağıtımını kontrol altına alabilirseniz ve dünyayı da bu ürünlerle beslenmeye alıştırırsanız, petrol bittikten sonra çok kolay dünyayı kontrol edebilirsiniz. Bunları anlayabilmek için hiçte bilim adamı olmaya gerek yok.

Global Büyük Yiyecek Markaları

Şimdi biraz daha Spektral düşünelim. Tüm bunların borsası, üretim ve dağıtımı kimlerin kontrolüne geçmiş, Kimler üretip satıyor, kimler ithal ediyor?

Bütün bunları yapmak için bir argümana daha ihtiyacınız var su kaynaklarını kontrol etmek. Bu işlem çoktan yapıldı.

TEK MERKEZLİ DÜNYA HÂKİMİYETİNE GİDEN YOL

Küresel olarak beslenme sisteminin, üç-beş temel tahıl cinsi üzerine yeniden yapılandırılarak, geniş insan kitlelerinin beslenmesi üzerinde belirleyici ve hâkim kılınması da toprak gaspı ve su gaspı girişimleri ile paralel yürütülmektedir. İlk bakışta birbiri ile ilintisiz gibi görülen ve/veya ilintisizmiş gibi gösterilmeye çalışılan bu küresel mücadele alanları aynı amaca yönlenmiştir. Bu üçlü stratejik saldırı, tüm insanlığı bir daha kurtuluşu asla mümkün olmayacak bir tutsaklığa mahkûm etmeye giden sürecin birbiri ile bağlantılı, birbirini tamamlayan ögeleridir.

Büyük holdingler önü alınmaz kârlarını temiz su alanları ve su havzalarını satın alarak kontrolü ele geçirmeye başladılar.

Su kaynaklarının kullanıcılar arası dağılımı, % 70 tarım ve hayvancılık, %20 Endüstri ve % 10 Bireysel Kullanım olarak (2*-2) tanımlanmaktadır.

Burada en çok kullanımın tarım ve hayvancılık olduğu görülüyor. Sorunun en çok dikkatle irdelenmesi gereken noktası da burası. Sözü geçen “Tarım ve hayvancılık”, kırsalda yaşayan çiftçinin sürdüre geldiği geleneksel tarımsal faaliyeti değildir. Hayvancılık da köylünün beslediği birkaç inek, koyun keçi ve bahçesindeki 10-15 tavuk değildir. Sözünü ettiğim “Tarım”, küresel “tarım gruplarının” ele geçirdikleri çok büyük tarım alanlarında, gerçekleştirdikleri “kitlesel tarım”dır.

Toprak Gaspı (land grabbing) diye adlandırılan; Afrika’da, Güney Amerika’da Doğu Avrupa ve Asya ülkelerinde 49 ile 99 yıllığına kiralanan milyonlarca hektar arazide yapılan sözde “modern” tarım, yoğun sulama ile gerçekleştirilmektedir. Bu arazileri su hakkı ile birlikte kiralayan söz konusu tarım konzenleri, inanılmaz miktarlardaki suyu çevre nehirlerden veya akiferlerden çekmekteler.

Kısacası hızla yok olan geleneksel çok çeşitli beslenme alışkanlıklarımız modern dünyaya ayak uydurma uğruna hızla yok olurken bizimde şapkamızı önümüze koyup beslenme alışkanlıklarımızdan başlayarak tarım ve üretim politikamızı gözden geçirmenin zamanı geldi ve geçmektedir.

Not: Bu yazı Hotel Restaurant Magazin dergisi için yazılmıştır.

Orhan Genceli

Otel ve Restaurant Danışmanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla